İstanbul’un kalbinde, her gün binlerce insanın önünden geçtiği, ticaretin ve tarihin iç içe geçtiği o meşhur semt: Laleli. Peki, bu görkemli semtin ve o zarif caminin adının, bir padişahın çektiği sancılı bir hastalıktan ve bir dervişin hikmetli sözünden geldiğini biliyor muydunuz?
Geçtiğimiz günlerde kıymetli yazar ve mütefekkir Dursun Gürlek hocamızın "Çınar Altından Sohbetler" kitabını yeniden karıştırdım. Gürlek’in o naif üslubuyla anlattığı hikayeler arasında beni en çok etkileyen, Sultan Üçüncü Mustafa ile Laleli Baba arasında geçen o ibretlik vakaydı.
Tarihte "Selatin Camileri" genellikle banisi olan padişahın adıyla anılır. Ancak Üçüncü Mustafa bu konuda biraz dertlidir. Kendisi bizzat; “Üç cami yaptırdım; birini su kaptı (Ayazma Camii), birine kadı el koydu (Kadıköy’deki cami), ötekini de veli aldı!” diyerek bu durumu latifeyle karışık özetler. İşte o "velinin aldığı" cami, bugünkü Laleli Camii’dir.
Hikaye o ya; Padişah, cami inşaatını denetlerken bölgede yaşayan Laleli Baba isimli bir dervişin şöhretini duyar ve onu ziyaret eder. Sohbet koyulaşınca Sultan, dervişe o can alıcı soruyu sorar:
Laleli Baba’nın cevabı ise beklenmedik derecede sadedir:
Koca cihan sultanı bu cevabı önce kaba bulur, hatta içten içe dervişe küser. Ancak bu itiraz Laleli Baba’ya malum olur. Ertesi gün Sultan, öyle şiddetli bir kabızlığa yakalanır ki sarayın hekimbaşları çaresiz kalır. Padişah acıdan kıvranırken hatasını anlar: Şifa, o "kaba" bulunan sözün sahibindedir.
Laleli Baba saraya çağrılır. Dervişin şartı ağırdır; önce camiyi, sonra tüm saltanatı ister! Can havliyle her şeyi kabul eden Padişah, dervişin duasıyla şifaya kavuşur. Sıra saltanatı teslim etmeye geldiğinde ise Laleli Baba, tarihe geçecek o dersi verir:
1760-1763 yılları arasında inşa edilen Laleli Camii ve Külliyesi, bugün sadece Batı etkisindeki Barok üslubuyla değil, bu manevi hikayesiyle de ayaktadır. Türk sanat tarihinin en zarif örneklerinden biri olan bu yapı, bize aslında sahip olduğumuz en basit biyolojik nimetin bile bir imparatorluktan daha değerli olduğunu fısıldar.
Yolunuz Laleli’ye düşerse, sadece mimariyi izlemeyin; o kubbenin altında yankılanan "sağlık ve şükür" hakikatini de bir düşünün derim.
